Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124
Work Hours
Monday to Friday: 7AM - 7PM
Weekend: 10AM - 5PM
Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124
Work Hours
Monday to Friday: 7AM - 7PM
Weekend: 10AM - 5PM

Bir şirketin gelir tablosunda kâr açıklaması, kasasında aynı miktarda nakit bulunduğu anlamına gelmez. Hatta bazı şirketler yüksek ciro ve kârlılık rakamlarına ulaşmasına rağmen, maaşlarını, tedarikçi ödemelerini, kredi taksitlerini veya vergilerini karşılamak için yeni finansman arayışına girebilir.
Bunun temel nedeni, kâr ile nakit akışının farklı kavramlar olmasıdır.
Bir şirket satış yaptığında gelir tablosunda kâr oluşabilir. Ancak satış bedeli henüz tahsil edilmemişse bu kâr henüz şirketin kasasına girmemiştir. Şirket bu süreçte üretim, personel, kira, hammadde, lojistik ve diğer giderlerini kendi işletme sermayesiyle finanse etmek zorunda kalabilir.
Bu nedenle sağlıklı bir finansal yönetimde yalnızca “Ne kadar kâr ediyoruz?” sorusunun değil, “Bu kâr ne zaman nakde dönüşecek?” sorusunun da cevaplanması gerekir.
Kâr, belirli bir dönemde elde edilen gelirlerden ilgili maliyet ve giderlerin düşülmesiyle ortaya çıkan finansal sonuçtur.
Nakit akışı ise şirketin belirli bir dönemde gerçekleştirdiği gerçek para giriş ve çıkışlarını gösterir.
Örneğin bir şirket 1 milyon TL tutarında satış gerçekleştirsin ve bu satıştan 200 bin TL kâr elde etsin. Ancak müşterinin ödeme vadesi 120 gün olsun.
Şirket muhasebe açısından 200 bin TL kâr etmiş olabilir. Fakat bu satışın maliyetleri bugün ödeniyorsa şirketin önünde önemli bir nakit açığı oluşabilir.
Dolayısıyla:
Kâr, şirketin ekonomik olarak değer yaratıp yaratmadığını; nakit akışı ise bu faaliyetlerin şirketin kasasını nasıl etkilediğini gösterir.
Şirketlerin nakit üretememesinin en önemli nedenlerinden biri uzun vadeli satışlardır.
Satışın gerçekleşmesiyle birlikte gelir ve kâr oluşabilir. Ancak müşteriden tahsilat 60, 90 veya 120 gün sonra yapılıyorsa şirket bu süre boyunca satışın finansmanını üstlenmiş olur.
Özellikle;
nakit akışını ciddi şekilde zorlayabilir.
Bu nedenle satış hacmini artırmak her zaman nakit yaratmak anlamına gelmez.
Daha fazla satış, eğer tahsilat süresi satış hızından daha yavaşsa, işletme sermayesi ihtiyacını artırabilir.
Bir şirket müşterisine 90 gün vade ile satış yaparken tedarikçisine 30 gün içinde ödeme yapıyorsa aradaki 60 günlük dönem şirket tarafından finanse edilmek zorundadır.
Üstelik bu süreye stokta bekleme süresi de eklenebilir.
Basit bir faaliyet döngüsü şu şekilde düşünülebilir:
Hammadde alımı → Stok → Üretim → Satış → Alacak → Tahsilat
Şirketin nakdi ancak tahsilat gerçekleştiğinde yeniden işletmenin kullanımına döner.
Bu döngü ne kadar uzarsa işletmenin ihtiyaç duyduğu işletme sermayesi de o kadar büyür.
Kârlı görünen şirketlerde nakit probleminin bir diğer nedeni yüksek stok seviyeleridir.
Şirket gelecekteki satışları öngörerek fazla miktarda hammadde, yarı mamul veya bitmiş ürün satın alabilir. Bu ürünler bilançoda varlık olarak görünür ve şirketin kârlılığını doğrudan düşürmeyebilir.
Ancak satın alma sırasında nakit çıkışı gerçekleşmiştir.
Örneğin şirketin deposunda 5 milyon TL değerinde satılmayı bekleyen ürün bulunması, şirketin kasasında 5 milyon TL olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine, bu para stokta bağlı durumdadır.
Stok devir hızının düşmesi, nakit dönüşüm süresinin uzamasına ve işletme sermayesi ihtiyacının artmasına neden olabilir.
Nakit akışında yalnızca müşterilerden yapılacak tahsilatlar değil, tedarikçilere yapılacak ödemelerin zamanlaması da önemlidir.
Şirket müşterilerinden 90 günde tahsilat yapıyor ancak tedarikçilerine 30 günde ödeme yapıyorsa aradaki farkın finansmanı gerekir.
Bu finansman;
veya başka finansman kaynaklarıyla karşılanabilir.
Bu nedenle satış ve satın alma vadelerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Satış vadesi ile alış vadesi arasındaki fark, işletme sermayesi ihtiyacının en önemli belirleyicilerinden biridir.
Büyüme genellikle olumlu bir gelişme olarak değerlendirilir. Ancak kontrolsüz büyüme, şirketin nakit akışında ciddi baskı oluşturabilir.
Satışlar arttığında şirketin;
gerekebilir.
Dolayısıyla şirket satışlarını iki katına çıkarırken işletme sermayesi ihtiyacı da önemli ölçüde artabilir.
Bu nedenle büyüme planlanırken yalnızca satış ve kârlılık hedefleri değil, büyümenin finansman ihtiyacı da hesaplanmalıdır.
Şirket yeni bir makine, araç, fabrika veya teknoloji yatırımı yaptığında önemli miktarda nakit çıkışı gerçekleşebilir.
Bu yatırım şirketin uzun vadede kârlılığını artırabilir. Ancak yatırımın yapıldığı dönemde şirketin kasasından ciddi miktarda para çıkabilir.
Bu nedenle yatırım kararı alınırken:
“Bu yatırım ne kadar kâr sağlayacak?”
sorusunun yanında:
“Bu yatırımın nakit akışına etkisi nedir?”
sorusu da mutlaka değerlendirilmelidir.
Nakit açığı yaşayan şirketler çoğu zaman kredi kullanarak faaliyetlerine devam eder.
Kısa vadede bu yöntem şirketin ödemelerini gerçekleştirmesine yardımcı olabilir. Ancak işletmenin temel problemi tahsilat, stok veya vade yönetiminden kaynaklanıyorsa yalnızca kredi kullanmak sorunu ortadan kaldırmaz.
Aksine;
Nakit açığı → Kredi → Faiz maliyeti → Daha yüksek gider → Daha düşük kârlılık
şeklinde yeni bir finansal baskı ortaya çıkabilir.
Bu nedenle kredi, nakit akışındaki yapısal problemleri gizlemek yerine doğru finansal planın bir parçası olarak kullanılmalıdır.
Bir şirketin toplam kârlılığı yüksek olabilir. Ancak ürün veya müşteri bazında bakıldığında bazı satışların şirketin nakit akışını olumsuz etkilediği görülebilir.
Örneğin;
İkinci ürün kârlılık açısından daha cazip görünse de şirketin uzun süre finansman sağlamasını gerektirebilir.
Bu nedenle ürün ve müşteri bazında yalnızca kâr marjı değil, nakde dönüş süresi ve finansman maliyeti de değerlendirilmelidir.
Sağlıklı bir nakit akışı analizi yalnızca geçmişte gerçekleşmiş alacak ve borçların takibinden ibaret değildir.
Gelecekte gerçekleşmesi beklenen;
birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle şirketler için haftalık ve aylık nakit akışı projeksiyonları hazırlanması, gelecekte oluşabilecek nakit açığının önceden görülmesini sağlar.
CFO Finansal Hizmetler de nakit akışı yönetiminde geçmiş alacak ve borçların takibinin yanı sıra satış, alış, kârlılık, stok ve vadelerin dikkate alındığı operasyonel nakit akışının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Özetlemek gerekirse bir şirket kâr ettiği halde nakit üretemeyebilir çünkü:
Bir şirket için kârlılık elbette temel hedeflerden biridir. Ancak kârlı olmak tek başına şirketin finansal olarak güvende olduğu anlamına gelmez.
Şirketin satışlarını gerçekleştirmesi, bu satışları kâra dönüştürmesi ve en önemlisi elde ettiği kârı zamanında nakde çevirebilmesi gerekir.
Bu nedenle finansal yönetimde şu üç soru birlikte sorulmalıdır:
Ne kadar satıyoruz?
Ne kadar kâr ediyoruz?
Ne zaman nakit elde ediyoruz?
Özellikle büyüyen şirketlerde üçüncü soru çoğu zaman diğer ikisi kadar önemlidir.
Çünkü kâr bilançoda görünebilir; ancak şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi için nakdin zamanında hazır olması gerekir.
Sağlıklı bir finansal yapı için satış, kârlılık, tahsilat, stok, vade, işletme sermayesi ve finansman kararlarının tek bir nakit akışı perspektifi içerisinde değerlendirilmesi gerekir. CFO Finansal Hizmetler’in yaklaşımında da nakit akışının sürdürülebilirliği, işletme sermayesi ihtiyacının doğru belirlenmesi ve gelecekteki nakit hareketlerinin projekte edilmesi finansal yönetimin temel unsurları arasında ele alınmaktadır.